İnsanı yoktan var eden ve bilmediğini öğreten, renkleri ve dilleri farklı yaratan, yerde ve göklerde olan her şeyi insan için nimet olarak meydana getiren Âlemlerin Rabbi olan Allah’a sonsuz hamd ve senalar olsun. Rasûlüne, temiz ehl-i beytine ve ashabına salât ve selâm olsun.
Allah ve insan ne Mutezilenin ‘’insanı tamamen sorumlu yapabilmek için Allah’ın rolünü tümünden inkar edip insani yegâne fail olarak gösterdiği’’ gibi ne de Eş’arilerin Allah’ın kudretine halel getirmemek için insanın gücünü tamamen inkar ettikleri gibidir.’’ Ancak Kur’an, insan ile Allah’ın birbirinden bağımsız ve rakip olmayan iki varlık olarak tanıtmaktadır. Bu cümleden anlaşılan da o ki Allah’sız insan düşünülemez. Çünkü insanın yarataıcısı Allahtır ve Onu hakkıyla yücelten de iradeli olan insandır.
Ancak insanların medeni toplumda yaşayabilmeleri için toplumdaki ilişkilerin bir düzen içinde yürütülmesi ve toplumsal yaşam standartlarını yakalaması zorunlu bir husustur. Çünkü toplumsal yaşam ancak bir düzenle gerçekleşebilir. Bunu sağlamak için de belirli prensip ve kurallara ihtiyaç vardır. Toplumun düzenini sağlayan en etkin kural elbette din, iletişim, görgü, ahlak, nezaket, karşılıklı sevgi-saygı ve temel hak ve hukuka riayet etmektir. Bunlar toplumun huzurlu yaşamasının teminatıdır. Bunların hepsi de dört esasa bağlıdır. Bu dört esas bir arada bulunmadığı bir toplumda bahse konu olan etkin kuralların hiçbiri işlemez. O temel esasta hürriyet, adalet, eşitlik ve emniyet(güven)’tir.
Ana konumuz olan insan haklarının temeli özgürlüklere dayanır. Bu özgürlüklerin başında fikir ve ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve inanç özgürlüğü, okuma ve yazma özgürlüğü, araştırma ve eleştirme özgürlüğü gibi esaslar gelir. Bu gibi özgürlükler olmadan hiçbir haktan bahsedilemez. Elbette bu özgürlükler, mutlak olmayıp mukayyet olması gereken bir husustur. Ancak keyfi sınırlamaların adı da gasptır. Hiç şüphesiz, bu haklar, kamunun genel huzurunu bozacak ve bir başkasına haksızlık addedilecek bir şekilde kullanılamaz.
İslam, özgürlük, hak, adalet, eşitlik ve güven dinidir. Bu kapsamda gayri Müslimler, farklı ırklar, farklı cinsiyetler, farklı inanç sahipleri ve farklı seviyedeki tabakalar, birbirinin hak ve hukuklarına saygı duymakla özgürlüğü sağlayabilirler. Bu meyanda hürriyet, adalet, eşitlik ve emniyet gibi temel esasların ışığında beraber yaşama, huzur, mutluluk ve başarı elde edilebilir. Eşitlik giyim-kuşamda, servet biriktirmede, ilmi seviyede yeme-içmede ve diğer sosyal haklarda aranmaz. Eşitlik yukarıda belirtiğimiz gibi temel hak ve hürriyette aranır. Çünkü bu esaslar fıtridir bir çaba veya bir bağış sonucu elde edilmemiştir. İnsan için can, kan, ruh, oksijen ve gıda olan bu esaslar olmayınca insan ancak köle veya beşer olarak yaşama şansına sahip olabilir.
Sahip olduğu hak ve hürriyetleri, yaratıcısından alan insan, bu hakların yerli yerinde kullanılması için de yaratıcısına karşı sorumludur. Bu sorumluluk Kur’an’da çokça hatırlatılmaktadır. Dinimiz İslam’a göre insan, temel haklara sahip olarak doğar. Bu haklardan yararlanmada hiçbir din, dil, ırk ve zümre ayırımı yapılamaz. Hakların kullanımı adalet ve eşitlik prensibine göredir.
İnsan haklarının en eski savunucuları peygamberledir. Hatta insanın hak ve hürriyeti için canlarıyla bedel ödeyen peygamberler olmuştur.
Konulu tefsir mahiyetinde olan’’Kur’an ışığında insanın temel hak ve hürriyetleri’’adlı bu kitap hürriyet, adalet, eşitlik ve emniyet/güven olmak üzere dört ana başlık altında ele alınmış ve bu çerçevede başta kadın hakları olmak üzere aile ve kardeşlik hukuku ele alınmıştır. Bununla beraber zulüm, dinde zorlama, kölelik, şura, eğitim ve ticaret hukuku gibi komşu hakları, emanete riayet hukuku, savaş-barış hukuku ve sosyal haklar gibi insanlık açısından elzem olan tüm haklar yer almaktadır. Alıntı yaptığım tüm erselerin müelliflerine Allah’tan rahmet diler ve katkısı bulunan tüm arkadaşlarıma şükranlarımı sunarım. Gayret bizden tevfik Allah’tandır. Fahrettin Şeker