Blog

  • Home
safii

Müslümanların istifadesine sunduğum elinizdeki “Şâfiî Mezhebine Göre İslâm İlmihali” adlı kitab, bir yaşam kitabı olduğundan hüküm çıkarma konusunda iki yüze yakın kaynaktan istifade etmem kaçınılmaz olmuştur. Malumdur ki mezhepler arasında ihtilaflar olduğu gibi herhangi bir mezhebin kendi içinde de ihtilaflar bulunmaktadır. Bu sebeple kaleme aldığım fıkhî konularda mu’temed (güvenilir) kaynak kitaplardan faydalanarak fetva çıkarmak temel ilkem olmuştur.

Şafiiî kaynaklı delillerle te’lif edilen bu kitabın Müslümanların dinî meselelerine, özellikle de güncel meselelerine cevap olacağına kanaat etmekteyim.

Bu kitabı içtihadın zenginliğinden istifade ederek, müçtehitlerin görüş ve delillerini açıklayarak Müslümanların dinî hizmetine sunmuş olmak benim için mutluluk kaynağı olmuştur. Bu kitap din, akaid, ibadet, muamelat, evlenme, boşanma ve güncel meseleler gibi birçok önemli konuyu içermektedir. Halkın, özellikle de gençlerin kolayca kavrayabileceği ihtilaflı meseleleri ayrıntılı ve sade bir üslupla işleyen, Müslümanların iman, ibadet ve ahlâk konularını ve asrın yeni meselelerini içeren bir Şâfiî ilmihal kitabına şiddetle ihtiyaç duyduğu bir gerçektir. Bu nedenle ben de bu ihtiyacı karşılamak üzere Şâfiî Mezhebine Göre İslâm İlmihali” yazmayı gerekli gördüm. Benim amacım insanlığın yegâne kurtuluş ve mutluluğunu teminat altına alan yüce İslâm dininin kolayca anlaşılmasıdır.

Dünyanın küçülmesiyle birlikte ilim tekniği de hayli değişmiştir. Bu nedenle Şâfiî İlmihali yazarken Müslümanların günlük hayatına girmiş olan önemli meselelerde mezhep taassubunu aşarak diğer mezheplere de yer vermek gerekli görülmüştür. Bu kitapta işlenen tüm konuların hüküm ve delilleri açıklanmıştır. Bazı meselelerde konunun sonunda “bana göre bu görüş daha isabetlidir” şeklindeki tercihimi belirtmem benim körü körüne bir taklitçi olmadığımı kanıtlar. “Yaşayan Fıkıh” adlı kitabımda izah edildiği gibi genel anlamda üslup ve imlada herhangi bir hata veya ihmal varsa okurların beni bağışlayarak ıslah etmeleri bir erdemliliktir. Allah’tan başarılar dilerim.

Beni Şâfiî mezhebine göre İslâm ilmihali yazmaya sevk eden neden ise Şâfiî mezhebine göre yazılmış veya tercüme edilmiş eserlerin yok denecek kadar az oluşudur. Diğer taraftan neredeyse bu mezhebin Türkiye’de unutulacak hale gelmiş olmasıdır. Bundan dolayı Şâfiî mezhebine göre kendini geliştirmiş ve eğitimini almış bir kişi olarak bu milletin mezhebine göre ilmihal yazmanın üzerime bir vecibe olduğu kanaatindeyim.

Diğer taraftan halkın ekseriyeti Şâfiî olan Doğu ve Güneydoğu bölgesinde Şâfiî mezhebine mensup İmam-Hatip öğrencilerine Hanefî fıkhının uygulandığı ve diğer okullarda Din Kültürü derslerinin Hanefî mezhebine göre verildiği, sınavlarda sorulan soruların yine aynı mezhebe göre sorulduğu ve cevapların da Hanefî mezhebine göre değerlendirildiği, İlâhiyat Fakültelerinde Şâfiî öğrencilere Nevevî’nin Minhac’ı yerine el-İhtiyar’ın okutulduğu, Akaid derslerinde yalnız Maturidî Akaidi’nin tatbik edildiği bir ülkede acaba özgürlükten, eşitlikten ve adaletten bahis edilebilir mi? 

Keza halkı Şâfiî olan köylere Hanefî imamların atandığı, Şâfiî kürsülerine Hanefî vaizlerin çıkarıldığı, Şâfiîlere fetvaların Hanefî fıkhına göre verildiği bir ülkede insan haklarından bahis edilebilir mi? Hulasa Şâfiî olan bir ölüye Hanefî muamelesi yapılan bir ortamda eşitlikten söz edilebilir mi? İmamdan başka herkesin Şâfiî olduğu bir mescitte Hanefî mezhebine göre uygulama yapmak resmen hak olan bir mezhebe ipotek koymaktan başka bir şey değildir. İşin daha da vahim olanı ise bölgeye giden imamların büyük bir kısmının halkın dilinden, mezhebinden, kültür ve asayişinden habersiz olmalarıdır. Bu hususta hükümetten daha önce diyanetin bir açılıma acilen ihtiyacı vardır ve dinler arası diyalogdan önce meşru mezhepler arasında bir diyaloga gidilmesi gerekir.

Fahrettin ŞEKER Kasım 2012 Erzurum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir